Kayıtlar

100 LİRA

Yavuz meydana vardı. Az daha bir tabelaya çarpıyordu. Son anda durdu ve tabelaya baktı. "Yaya yolunda motorbisiklet kullanmak yasaktır" yazıyordu. O anda yanından hızla bir motorlu kurye geçti. Ardından şaşkın gözlerle baktı. Bu donukluk sürerken bir anda saatine baktı ve hızlı adımlarla metroya doğru yol aldı. Meydan onun gibi acele yürüyen veya ağır ağır ilerleyen insanlarla doluydu. Kimseyle çarpışmamak için uğraşıyordu. Tam metronun girişini görmüştü ki bir tane adam dikkatini çekti. Saçı sakalı birbirine girmiş, gözleri kırışıklıklar arasına gizlenmiş bir dilenciydi bu. Üstünde yıpranmaktan bitap düşmüş "Ne olur artık beni giymeyin!" diyen bir palto vardı. Ayrıca yaşlı adama hiç yakışmayan bir çift genç işi parçalanmış ayakkabı da göze çarpıyordu. Yavuz bir an durdu ve adamı izledi. Adam bir eli açık ayakta bastonuyla duruyor ve insanlara bir şeyler söylüyordu. Ama kimse onun dediklerini dinlemiyor, yanından geçip gidiyorlardı. Sadece Yavuz'un gördüğü bir h...

REFERANS

​Sonunda bekleme odasındayım. Sayın başkanımla bizzat makamında görüşeceğim. Bacağımın titremesine hâkim olamıyorum. Ay, çok heyecanlı! Sonunda ben de uzun bir bekleyişin ardından daha üst bir makamda olabileceğim. Kolay olmadı tabii bu takım elbiseyi giymek. Çaycılıktan bu konuma gelmem bile sayın başkanımızın bir lütfu. Ama yetmez! Ben daha fazlasını istiyorum! Artık benim karşımda insanlar önlerini iliklesinler. Dalkavukluk etsinler bana. Ben de bir parmak şıklatmayla birilerini göreve getirip görevden alayım. Çok mu şey istiyorum? Hem hak ediyorum bu saygıyı ben. Çünkü... Çünkü? Hak ediyorum işte! İnsan kendi insanını korumalı, kollamalıdır. Sayın başkanımız da bunu yapıyor. Ben de öyle yapıp sevaba gireceğim. Bu dünyada da öbür dünyada da kazanacağım inşallah. Sekreter hanım niye adımı seslenmedi acaba? Tek başımayım hâlbuki. Derken biri daha girdi içeri. Allah Allah, bu da kim? Sayın başkanımızın başka bir misafiri galiba. Benimle tek kelime etmeyen sekreter hemen kendisini karşı...

ANAHTAR

Elindeki çantayla evin önünde duruyordu. Çanta toz ve pislik içerisindeydi. Üstünde bulunan sönük renkli gömlek ve dizleri yeşile çalan kot pantolon ile biraz bulunduğu muhite yakışmıyordu. Ağır ağır evin kapısına doğru yöneldi, uzun bir duraklamadan sonra. Merdivenleri tek tek sanki bir dağın zirvesine ulaşıyormuş gibi yorgun argın tırmandı. Tekrar durdu. Tam kapının önündeydi. İyice gerinip esnedi. Yüzü gülmeye başladı. Yoğun bir günden sonra dinlenmeyi hak ettiğini düşünüyordu. Anahtarı çıkarmak için elini cebine soktu. Yüzündeki gülümseme birden değişti. Anahtar cebinde değildi. Hızlıca bütün cepleri kontrol etti. Ama anahtardan eser yoktu. Alnından terler akmaya başladı. Titreyen ellerle bu kez çantasını kontrol etti. Çantayı iyice karıştırmasına rağmen orada da bulamayınca hüzünle merdivenlere çöktü. İki eli başının arasında bir süre öylece kaldı. Önünden geçen insanlar ona bön bön bakıyorlardı. Omuzlarını silkti. "Şu insanlara bak! Sanki daha önce hiç kapıda kalan birini gö...