100 LİRA
Yavuz meydana vardı. Az daha bir tabelaya çarpıyordu. Son anda durdu ve tabelaya baktı. "Yaya yolunda motorbisiklet kullanmak yasaktır" yazıyordu. O anda yanından hızla bir motorlu kurye geçti. Ardından şaşkın gözlerle baktı. Bu donukluk sürerken bir anda saatine baktı ve hızlı adımlarla metroya doğru yol aldı.
Meydan onun gibi acele yürüyen veya ağır ağır ilerleyen insanlarla doluydu. Kimseyle çarpışmamak için uğraşıyordu. Tam metronun girişini görmüştü ki bir tane adam dikkatini çekti. Saçı sakalı birbirine girmiş, gözleri kırışıklıklar arasına gizlenmiş bir dilenciydi bu. Üstünde yıpranmaktan bitap düşmüş "Ne olur artık beni giymeyin!" diyen bir palto vardı. Ayrıca yaşlı adama hiç yakışmayan bir çift genç işi parçalanmış ayakkabı da göze çarpıyordu.
Yavuz bir an durdu ve adamı izledi. Adam bir eli açık ayakta bastonuyla duruyor ve insanlara bir şeyler söylüyordu. Ama kimse onun dediklerini dinlemiyor, yanından geçip gidiyorlardı. Sadece Yavuz'un gördüğü bir hayalet gibiydi. Yavuz elini cüzdanına götürdü ve son yüz lirasına baktı. Biraz düşündü. Ve o da diğer insanlar gibi yaşlı dilenciyi görmezden gelip yanından geçti. Hiç suratını bile çevirmemişti.
Hızlı adımlarla metronun girişine geldi ve ani bir şekilde durdu. Bu duraklama insanlık için birkaç saniye onun içinse birkaç saatti. Dönüp dilencinin yanına geldi ve yine suratına bakmadan 100 liralık banknotu adamın kirden kararmış nasırlı ellerine bıraktı. Adama dua etmeye mahal vermeden metroya yetişmek için koşmaya başladı. Yüzüne ise bir gülümseme yerleşmişti.
***********
Saat gece yarısıydı. Metrodan inen Yavuz bir sigara yaktı. Sabahın telaşına nazaran şu anda ağır ağır ilerleyen bir lokomotif gibiydi. Meydanda birkaç kişi kalmıştı sadece. Bir büfeci, iki pilavcı ve bekçiler. Meydan onlara kalmıştı. Bekçiler onu durdurup kimlik kontrolü yaptılar.
Sonrasında adeti olmadığı hâlde yürüyüş yolundan gitmek yerine ara bir sokağa girdi. Farkında bile değildi sanki. İnin cinin top oynadığı sokakta bir öksürük sesi yükseldi. Sesin geldiği yöne doğru bakınca dünyadan kopuk sadece elindeki parayı sayan bir adam gördü. Adam bir tomar para sayıyordu. 200'lükler, 100'lükler, 50'ler... her banknottan vardı. Yavuz uzun zamandır bu kadar parayı bir arada görmemişti.
Dikkatlice bakınca adamı tanıdığını fark etti. Sabahki dilenciydi bu! Ağzı bir karış açık kaldı. Adamsa Yavuz'u fark etmemiş gibi hâlâ parayı sayıyordu. Elleri titremeye başlayan Yavuz bir an silkelendi ve dilenciye doğru atıldı. Adamın yakasına yapıştı. Ne olduğuna şaşıran dilenci ise namusu gibi tomar parayı elinde sımsıkı tutuyordu. Faltaşı gibi açık gözleriyle Yavuz'a baktı. Ama sonra korkusu geçti.
Yavuz kendisinden daha kötü durumda olduğunu sandığı bu adamdan parasını geri istedi. Fakat adam vermemekte diretiyordu. Bağırışmalar yükseldikçe sokaktaki pencerelerden kafalar çıkmaya başladı. Yavuz bir hindi gibi hareketlerle, hararetli bir şekilde zabıtayı çağıracağına dair tehditler savuruyordu. Bir yüz lira için bu kadar derde girmekten yorulan dilenci, cebinden bir 100 TL çıkarıp sahibine geri verdi. Ve hızlıca ortamdan kayboldu.
Kavganın bittiğini gören meraklı başlar bir bir içeri girdiler. Yavuz elinde 100 lirasıyla baş başa kalmıştı. Yüzünde aşağılayıcı bir gururla dilencinin gittiği yöne doğru bir küfür savurdu. Tam parayı cüzdanına koyacakken bir gariplik sezdi. Sokak lambasının altında parayı inceledi. Para normal gibiydi. Parayı ışığa doğru tuttu. Paranın filigramında Atatürk yoktu...
Yorumlar
Yorum Gönder